
Call of Duty’nin son bölümü Black Ops, serinin önceki bölümlerinden daha karışık ve heyecan verici öyküsüyle dikkati çekiyor. Call of Duty: Black Ops, Soğuk Savaş’ın en kritik yıllarında, 1961 ile 1968 yılları arasında, Alex Mason adında bir ABD askerini yönlendiriyor; Küba, Vietnam ve Rusya’ya gidiliyor. Call of Duty serisinin tüm oyunları gibi Black Ops da bir FPS oyunu. Yani yönlendirilen karakterin gözünden görülüyor oyunun yapay dünyası. Oyunun dikkat çeken senaryosu ABD’nin Fidel Castro yönetimindeki Komünist Küba’yı işgal etiği “Domuzlar Körfezi Harekâtı”yla başlıyor. Piyasadaki birçok oyunda olduğu gibi ABD yapımı olan bu oyunda da bir Amerikan askeri (Alex Mason) yönlendiriliyor.
Suikastta hedef şaşıyor
İlk görev, harekât sırasında Castro’ya suikast düzenlemek. Suikast başarılı oluyor ama hedef Castro’nun dublörü oluyor. Bir ABD uçağıyla tahliye ediliyoruz. Ancak uçağımızın güvenli bir şekilde kalkışını sağlamak amacıyla tek başımıza yerde kalıyor ve bir top ile Küba kuvvetlerini uçaktan uzak tutmaya çalışıyoruz. Uçak kalkıyor ancak biz de Küba askerlerine yakalanıyor ve rehin alınarak Rusya Vorkuta’da bir “gulag”a, yani 2. Dünya Savaşı’nda Rusların kurduğu bir toplama-esir kampına götürülüyoruz. Yönlendirdiğimiz karakter olan Mason’un Vorkuta Gulag’ında beyni yıkanıyor.
Kurtuluş
2. Dünya Savaşı’nda Kızıl Ordu’da görev almış bir asker olan Victor Reznov Gulag’ta büyük bir isyan çıkarıyor. İsyan sırasında Reznov, Mason’u bir gardiyanın elinden kurtarıyor. Gulag’ın cephanesinden çaldığımız silahlar ile kaçmayı başarıyoruz ancak Reznov bizim kaçmamızı sağlarken yakalanıyor. Oyunun öyküsü, beyni yıkanmış Mason’un anımsadıkları arasında dallanıp budaklanıyor. Daha sonraki görevlerde SSCB-ABD arasındaki füze krizini engellemeye çalışıyor, Vietnam’a bile gidiyoruz. Öykü böylesine tarihi gerçeklerle dayanarak akıp gidiyor. Bu akış, yoğun hareket, gerçekçi savaş efektleri ve heyecanı arttıran müziklerle oyunculara saatler süren bir keyif yaşatıyor.
Sinan Tartanoğlu - Cumhuriyet Ankara
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder